edep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2022 Cumartesi

Öğretmene Vefa


 


Dedemin hikâyeleri vardı, gülümseten anıları...


Çoğu "kaptığım gibi örsü adama bir vurdum, adam bîhoş oldu" diye biterdi. Bazen eşi dostu, bazen bir akrabayı, sahip çıktığı yetimlerden birini ama nihayetinde bir garibi dayak yemekten kurtaran son hamlesiydi bu. Anlatırken keyiflenir, bizi de eğlendirirdi. Bugün paylaşacağım hikayesini ise onun ağzından dinlemedim. Hikayeyi daha güzel, daha anlamlı kılan da bu; başkalarının ağzından dinlemek, başkalarının yazdıklarından okumak. Bir kahramanlık ve bir vefa hikayesi bu. Baki Burhan Akırşan'ın "Taşkentlilerin Hikâyeleri" isimli kitabından.


Abdurrahman Akay ve Seyfettin Güneri Öğretmen



Ankara’nın Anafartalar Caddesi'ndeki sokaklardan birisinde Abdurrahman Akay hemşehrimizin çocuk elbiseleri imal edip sattığı bir iş yeri vardı. İsmi “Taşkent Bebe Pazarı” idi. Bir gün buraya kırk beş, elli yaşlarında biri girdi. Selam verip, hayırlı işler diledikten sonra;


“Dışarıda 'Taşkent Bebe Pazarı' yazan levhanızı gördüm, Konya’nın Hadim ilçesine bağlı Taşkent bucağı ile bir ilginiz var mı, yoksa bir isim benzerliği mi diye bir sorayım dedim, onun için rahatsız ettim” dedi.


“Evet ilgimiz var ben Taşkentliyim” diye cevapladı hemşehrimiz.

“İyi öyleyse doğru gelmişim, ben öğretmenliğe 1937'de Taşkent’te başladım. İsmim Seyfettin Güneri” deyince hemşehrimiz yerinden fırladı.


“Oooo! Hocam hoş geldiniz, şükür görüştürene, ben sizin ilk okuttuğunuz beşinci sınıfın öğrencilerinden biriyim. Buyurun.” diyerek yer gösterdi. Gerekli ikramlardan sonra konuşmaya başladılar.


-Hocam bir iş için mi geldiniz, yoksa burada mı bulunuyorsunuz?

-Üç gündür buradayım. Biliyorsunuzdur, sizin orada bir ders yılı görev yaptıktan sonra asker oldum. Dönüşte tekrar sizin orada iki yıl öğretmenlik yaptım. İstanbullu olduğum için sonra oraya tayinimi istemiştim. 1941 – 1942 ders yılından sonra tayinim çıktı. Bu zamana kadar hep orada görev yaptım. Tabii evlendik, iki oğlum var, ikisi de bu sene Ankara’daki üniversitelere başladılar. Ben de hem başlarında bulunurum hem masraf da az olur diye buraya tayinimi yaptırdım. Üç gündür kiralık ev arıyordum, bize göre bir yer de buldum. Hem çocukların gidip gelmesine uygun hem de görev yapacağım okula yakındı. Her şey tamam derken, ev sahibi “altı aylık peşin isterim” diye tutturdu. Ne kadar ısrar ettimse de adamı ikna edemedim. İş yeri buraya yakın, yanından ayrılınca sıkıntımı dağıtmak için Anafartalar Caddesi'ne çıktım, şöyle Saman Pazarına doğru yürürken sokakta levhanızı gördüm ve buraya geldim; iyi de etmişim. Ben Taşkentlileri çok sevmiştim, Anadolu insanı ile ilk sizin orada tanıştım, biraz konuşur özlem gidermiş oluruz diye düşündüm.


Seyfettin Bey'in konuşması bitince Akay hemşehrimiz iş gömleğini çıkarıp ceketini giydi ve;

“Hocam buyurun gidelim” dedi, hoca şaşkın sordu.

-Nereye gideceğiz?


-Gidip evi tutalım.


-Ama söyledim, o peşinatı ödeyecek durumda değilim.


-Hallederiz efendim buyurun gidelim.


-Aman Abdurrahman Bey oğlum, ben buraya her hangi bir talep için gelmedim, biraz laflayıp gideceğim sizi sıkıntıya sokmak istemem.


-Biliyorum hocam, ancak sizin sıkıntınıza sizden feyz almış birisi olarak ben nasıl kayıtsız kalabilirim? Merak etmeyin Allah’a şükür durumum iyi, yani daralmam, lütfen bana bu fırsatı verin! Geri çevirirseniz çok üzüleceğim, çünkü bunu yapmam için özel bir sebep de var.


Hoca daha fazla direnmedi artık, beraberce ev sahibinin yanına vardılar. Abdurrahman altı aylık kira için bir çek verdikten sonra adama; “Bana bak, her ne sebepten olursa olsun hocamın kapısını çalmayacaksın, ne isteyeceksen gelip bana diyeceksin” diyerek tembihledi ve ilave etti; “Tamam mı? Anlaştık mı?”


“Anlaştık” dedi adam. Evin anahtarını aldılar, vakit öğlen olmuştu.

“Hocam bir de yemek yiyelim” diyerek bir lokantaya girdiler, yemekte öğretmen;

-Abdurrahman çok duygulandım, Allah razı olsun, “Kul bunalmayınca Hızır yetişmez” derler aynen öyle, yaptığın çok makbule geçti. Ama bir şey soracağım, “bunu yapmam için özel bir sebep var" dedin, merak ettim anlatırsan dinlemek isterim.


-Var hocam! Hem de benim için dağlar kadar üzerimde minnet yüklü bir sebebi var, sordunuz madem anlatayım. Siz Taşkent’e geldiğiniz yıl biz son sınıfta idik, siz de öğretmenimizdiniz. O sene idare, talebelerin gırlet gömlek ile beyaz yaka giymelerini istiyordu. Terzi Ethem Usta bunları bir liraya dikiyordu. Çocuklar yeni kıyafetleri ile okula gelip gidiyorlardı ama altı çocuğun ailesi bir lirayı bulup bu kıyafeti yaptıramadı. Azarlandılar, okula alınmadılar ama nafile, çaresizdiler. Nihayet siz bu altı talebeyi aldınız terziye götürdünüz, altı lirayı verdiniz, kıyafetleri diktirip giydirdiniz. İşte hocam bu altı çocuktan birisi bendim. Sizin de maaşınız o zaman her halde kırk liralardaydı, bu fedakarlığı yapıp çocuk gönüllerimizi ihya ettiniz. O günkü iyiliğinizin yanında benim bu yaptığım inanın bir şey değil. Bunu hatırladıkça hep size bir rastlayıp elinizi öpüp şükranlarımı bildirmeyi düşünürdüm, Allah bunu bana lütfetti şükür. Onun için hocam kendinizi sakın borçlu saymayın, gerisi size kalmış, daha yapabileceğimiz bir şey olursa her zaman emrinizdeyim. Şu anda günlerce susuz kalmış da suyu bulup içip kanmış gibiyim inanın.


Böylece ikisi de duygulara gark oldular. İşte kaderin bahşettiği bu mutlu tesadüf iki gönlü zengin insanı da doyasıya mutlu etti.


Bu cefakeş kahraman öğretmen, vefalı gönlü zengin adam ve iki ay önce aramızdan ayrılan hikâyenin aktarıcısı Baki Burhan Akırşan'ın ruhlarına birer fatiha ile biz de vefamızı gösterelim.




2 Nisan 2020 Perşembe

SOSYAL MEDYA KURALLARIM

Artık rahatsızlığımı had safhaya ulaştıran SOSYAL MEDYA EDEBSİZLİĞİNE / İLKESİZLİĞİNE karşı kendi kurallarımı koyuyor ve bunlara uymayan hiçbir hesap ve paylaşımı dikkate almayacağımı beyan ediyorum.

Son gelişmelerle hayatımızdaki alanı genişleyen sanal alemde hakikâti kaybetmemek için bir devrime ihtiyaç var. Her virüsten daha tehlikeli yozlaşma tümörüne karşı tek neşter irade sahiplerinin elinde! Ben 25 madde ile başlıyorum.

Amacım; iletişimimizin temel ve en önemli dayanağı olan ahlâkımızı sanal-gerçek ayırmadan her alanda en üst dikkat düzeyine taşımak. İhmâl ettiğimiz ve kaybettiğimiz incelikleri yeniden göndere çekmek. Sanal alemde dosdoğru insan olmak!


1-Burada ismimle, cismimle varım. Sahte isimler ve belirsiz hesaplar arkasına saklanmam. Yazdıklarımın, paylaştıklarımın, beğendiklerimin, yaydıklarımın ahlâki ve kanuni tüm sorumluluğunu alırım. 

2-İsmini veya kurumsal kimliğini gizleyen bir hesap ile etkileşime girmem. Her an değişebilecek kimliğini ve görüşlerini yaymam. Gizlemiş olabileceği niyet ve amaçlarına alet olmam. Ona aleyhimde kullanabileceği kozlar vermem.

3-Teyit edemediğim bilgiyi, çarpıtmayı, yalanı düşünceme uygun ve lehimde de olsa beğenmem, yaymam. Dedikodunun parçası olmam, popülaritesine kapılmam. Zehir zincirlerine basit bir halka olmaktansa onları kıran, kesen olmaktan daha büyük keyif alırım.

4-İnsanları, din, dil, milliyet, ırk, cinsiyet, yaş, coğrafya, sosyal statü, eğitim durumu, gelir durumu ve benzeri herhangi bir ayrımcılık üzerinden rencide edecek, ötekileştirecek, uzaklaştıracak, üzecek paylaşımlar yapmam. Küçük düşürmeyi büyüklük sanmam!

5-Hiçbir şartta küfür etmem. Küçüklerimin, büyüklerimin, ailemin, akrabalarımın, üstlerimin bir arada olduğu bir odada nasıl konuşabilirsem burada da öyle konuşurum. Daha fazlasının burada olduğunu, kimse olmasa da bir gören, bir kayıt tutan olduğunu hatırlarım.

6-Fayda getireceğini düşündüğüm karşıt fikirlerimi, saygın bir dille ve muhatabımdan aynı şekilde karşılık bulduğum sürece paylaşırım.

7-Karşıt görüşlerini aykırı ve uç eylemlerle beyan edenleri, yaymaya çalışanları görmezden gelirim. İletişim kurulabilecek karşıtlıkla iletişim kurulmaması gereken karşıtlığı ayırabilirim.

8-Toplumsal ayrışmaya sebep olacak kısır tartışmalara girmem, taraflarını destekleyerek ayrışmaya katkıda bulunmam. Kışkırtıcı paylaşımların akışına kapılmam. Düşmanlaştırmak yerine herkesi düşüncesiyle başbaşa bırakıp faydalı bir ortak amaçta birleşme ihtimâlini kollarım.

9-Farklı düşündüklerim arasında iyiler, aynı düşünceyi paylaştıklarım arasında kötüler olabileceği gerçeğini unutmam. Birbirinin üstesinden gelemeyen düşüncelerden daha önemli olan; iyileri incitmemek, kötüleri azdırmamaktır.

10-Görmezden gelebilmek en büyük silahımdır. Bağnazca hareket edenleri ikna etmeye kalkışarak vaktimi boşa harcamam.

11-Benimle benim istemediğim veya kabul etmeyeceğim bir şekilde muhatap olmaya çalışanları doğrudan engeller, beni tartışma içerisine çekmelerine izin vermem.

12-Körü körüne desteklemem, körü körüne karşı çıkmam, desteklediğimin de muhalefet ettiğimin de eğrisine eğri, doğrusuna doğru demekten çekinmem. Sadece tarafsız kalmamak için taraf olmam, doğruyu ve güzeli ararım.

13-Beni iki yanlıştan, iki kötüden birini seçmeye zorlayanlara karşı tek başıma da olsa, kendi ifadelerimle, inandığım doğruyu savunur, zoraki tercihlere, dayatmalara, tarafgirliğe teslim olmam.

14-Eleştirilerim, yergilerim, konuyla ilgili çözüm önerisi veya talebi içerir. Doğrusunu, daha iyisini bilmediğime yanlış demekten, daha iyisini ortaya koymadığıma kötü demekten çekinirim. Kişiyi değil işini değerlendiririm.

15-Beğeni, paylaşım, takipçi için bana yakışmayan, beni temsil etmeyen, beni yansıtmayan paylaşımlarda ve hareketlerde bulunmam. Bir kesesinde sosyal medya çıkarı bulunan terazinin diğer kesesine benliğimi koyup hafif gelmesini beklemem.

16-Yanıltılabileceğimi, yanılabileceğimi her zaman göz önünde bulundurur, kaosa, paniğe veya münferit kontrolsüz davranışlara yol açacak bir dil kullanmaktan kaçınırım. Zaruri tepkilerimi, dilimi sertleştirerek değil, etkinlik alanımı genişleterek amacına ulaştırmaya çalışırım.

17-Rüştünü ispatlamış, işinin ehli, toplumca veya belirli bir kitle tarafından benimsenmiş insanlarla, kendimi aynı düzeye yükselterek veya daha üst perdeden konuşmam. Sanal dünya ile gerçek dünya arasında bir fark olmadığını hatırlar, gerçek mesafemin gereğince hitap ederim.

18-Fizikî temas imkanı bulamayacağım insanlarla temas etme fırsatı sunan sanal ortamları en akılcı şekilde kullanır, bu temas ihtimalini kaybetmek yerine korumayı ve ondan faydalanmayı öncelerim. Makul bir yol izlediğimde, muhatabım da gerek görürse karşılık bulacağımı bilirim.

19-Emeğe, bilgiye ve tecrübeye saygı duyarım. Bunlar olmadan yaptığım, yapacağım yorumların gerçek bir değeri olmadığını bilirim. Paylaşımımın çok beğeni alması; sokakta bağırarak söylediğim bir cümlenin, sadece bir an, oradan geçen herkes tarafından alkışlanması gibidir.

20-Fikirlerimin hiç kimseninkilerle yüzde yüz örtüşmeyeceğini bilir, takip ettiğim veya beni takip eden insanlardan her şartta benimle aynı şekilde düşünmelerini beklemem. Farklı düşünceler, kendi düşüncemin sebep ve sonuçlarını tartmam için fırsattır.

21-Aynı sözcüklerin duyulduğunda farklı, okunduğunda farklı algılanabileceğini hatırlayarak, yazdıklarımı mimik atanmadan anlaşılacak şekilde yazmaya, muhatabımın yazılarını zihnimde ona mimik atamadan yorumlamaya özen gösterir, tekraren kontrol ederim.

22-İyiyi, güzeli, erdemli içerikleri, haklı ve makul uyarıları, uzmanlığına güvendiğim insanların verdiği bilgileri, insanları birbirine yaklaştıracak, olumlu etkileyecek, iyiliğe ve birlikteliğe teşvik edecek paylaşımları üretir ve yayarım.

23-Kötü örneği, kötülüğü, çirkinliği, suçu, ahlâksızlığı, eleştirmek ve yermek için dahi olsa yaymam. En az etki ile yok olması için yegâne yolun onu yok saymak, çoğaltmamak olduğunu hatırlarım. İhbar ve şikayetimi gizli yaparım.

24-Toplu eylem gerektiren ihbar, şikayet ve taleplerimi ilgili kurumlara ulaşacak şekilde, sadece onların dikkatini çekmek amacıyla yapar, varsa uygunsuz içeriği gizler, resmi bir başvuru sırasında kullanabileceğim dili kullanır, gereğini yetkililerden beklerim.

25-Bir yanlış yaparsam telafi ederim. Kurallarıma uymayan bir paylaşımımı geri almak, özür dilemek sorumluluğundan kaçınmam. Yanlış olduğunu kabullendiğim bir paylaşımımı ortada bırakarak yayılmasının önünü açmam.